Almanya Marksist Leninist Partisi (MLPD) Merkez Komitesinin açıklaması

Almanya Marksist Leninist Partisi (MLPD) Merkez Komitesinin açıklaması

Dünya çapında milyonlarca insan faşizme ve savaşa karşı birleşmeye başlamıştır

Nasıl bir yıl başlangıcı ama! 2026 yılına gireli henüz sekiz hafta bile olmadı, ama olaylar yıllardır gö­rülmemiş bir hızla gelişiyor. İşyerlerinde, komşular arasında, ailelerde ve hareketlerde tar­tışılıyor: Son­ra ne olacak? Bir dünya savaşının eşiğinde miyiz? Faşist hükümetler gi­derek yaygınlaşacak mı? Ge­lecekte emekli maaşıma ne olacak, ya da kiramı nasıl ödeyeceğim? Mü­cadele etmeye değer mi? Tüm bunların nedenleri ve perspektifi nedir? Pek çok şey değişmeye baş­lamıştır.

Bu gelişmenin temeli, uluslararası üretimin yeniden yapılanmasında yaşanan ve giderek şid­det­le­nip de­rinleşen açık bir krizdir. 1990’larda Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, o za­man­lar tek süper-güç olan ABD’nin hakimiyeti altında ortaya çıkan dünya düzeni artık erimektedir. Dünyayı yeniden paylaşma mücadelesi artık bir yok etme savaşı niteliğini kazanmıştır. Bu savaş, ABD ve Çin gibi süper-güçlerin etrafındaki eski ve yeni emperyalist ülkeler arasında yü­rü­tül­mek­te­dir. Saldırı savaşları büyük hızla artmakta, ülkeler ilhak edilmekte, bazı işkolları veya tekeller bü­tü­nüy­le parçalanmakta, hammaddeler ve enerji, tedarik zincirleri ve pazarlar yeniden paylaşılmakta, sos­yal ve yasaları saldırıya uğramaktadır. Uluslararası süper-tekeller, dünya pazarına hakim ol­mak ve sermaye fazlalarını azami kâr getirecek şekilde yatırmak için gelişme yönünü belirliyor. Aşı­rı gerici veya faşist rejimler tarafından yönetilen devletler, doğal çevrenin korunması hak­kın­da­ki mü­ca­de­leler sonucu elde edilen kazanımları dramatik bir şekilde yok ediyor. Uluslararasılaşmış üre­tim, artık azami kâr elde etmenin temel bir önkoşulu haline geldiğinden kendi yıkımını göze al­ma pa­hasına ne göz ardı edilebilir ne de kolayca geri alınabilir. Egemenler, rakiplerinin aleyhine eko­no­mik nüfuz elde etme, an­laşmalar veya ticaret sözleşmeleri yoluyla avantaj elde etmek için uğ­raş­ma­ya devam ediyor. ABD ile AB arasındaki emperyalist ittifak ve dolayısıyla NATO da derin bir kri­zin için­dedir. Münih’teki güvenlik konferansında ABD Dışişleri Bakanı Rubio AB’den, ABD hü­­me­ti­nin faşist politikasına kayıtsız şartsız boyun eğmesini talep etti: çevre korumasını kaldırma, fa­şist mül­teci po­litikası, “önce benim ülkem” politikası ve saldırgan anti-komünizm. Rubio’nun söz­lerine gö­re Al­man­ya/AB ile ABD’yi birbirine bağlayan şey, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “tan­rı ta­­maz ko­­nist devrimlere” ve “sömürgecilik karşıtı ayaklanmalara” karşı ortaklaşa sa­vun­ma­la­y­mış. Al­man Dışişleri Bakanı Wadephul’ün böy­lesi bir konuşma ayakta alkışlayıp ABD ile aynı çiz­gi­de­yiz diye övdüğünde, bu gidişat nereye varacak? ABD’nin faşist dış po­li­ti­ka­ dünyaya dam­gasını vu­ruyor.

Alman ve Avrupa emperyalizmi giderek kendi çıkarlarını gözetiyor ve Avrupa’yı bir süper-güç ha­li­ne getirmeye çalışıyor. Başbakan Merz’in kalemşorları, bunu son haftalarda ikiyüzlülükle Alman hü­kü­metinin ba­rışçıl dış politikasının devamı diye süsleyip püsleyip sunuyor. Bu anlatıya göre, “or­ta büyüklükteki güç” olan Almanya, büyük güçler tarafından ezilme tehlikesine karşı kendini sa­vun­ma zorundaymış. Oysa Almanya dünyanın önde gelen emperyalist ülkelerinden biri ve dördüncü bü­yük ekonomik gücüdür. Alman emperyalizmi, bazıları bugün hala faaliyet gösteren Alman te­kel­le­rinin egemenliği altında, on milyonlarca insanın ölümüne neden olan iki dünya savaşını baş­lat­mış­tır.

Trump’ın ve AfD ve benzeri grupların modern faşizmi, hala kitlelerin bazı kesimlerinin kafasını ka­rış­tır­mayı başarıyor. Modern faşizm genellikle insanların sahip olduğu haklı çıkarları ve mevcut top­lumsal ko­şullardan duyduğu hoşnutsuzluğu istismar ederken, rekabetçilik, düşüncesizlik, ben­cil­lik ve geleceğe dair yıkıcı kaygılar gibi küçük-burjuva duyguları besleyip, sonra bu yeni fa­şizm bi­çim­lerini kitlelerin çıkarlarına hizmet ediyormuş gibi gösteriyor. Kamuoyu yoklamalarına göre AfD’nin mo­dern faşistleri güçlü kalmaya devam ediyor, hatta bazen, örneğin birkaç Doğu Almanya eya­letinde, önde bile gidiyor. Ne var ki iç çekişmeler, yolsuzluklar ve nefret edilen ABD Başkanı Trump’a destek vermeleri kendi kitle tabanlarını zayıflatıyor.

Almanya’da anketlerle araştırılan “iş ortamı” ve süper-tekellerin tüm satış rakamları her zaman vir­gü­lün sağındaki yüzdelik sayısına kadar analiz edilirken, ilerici hareket hakkında ancak ara sıra ha­ber ve­riliyor. Oysa gerçek şudur ki, küresel bir siyasi mayalanma sürecinde faşizme, savaşa, sos­yal ka­za­nımların yok edilmesine ve işyerlerinde sömürünün yoğunlaştırılmasına karşı birleşik bir cep­he oluşmaya başlamıştır:

  1. Yeni bir antifaşist kitle hareketi gelişiyor. Sadece Almanya’da 2024/25’te yedi milyon insan fa­şizm tehlikesine karşı sokaklara çıktı. Bu ha­re­kette partilerüstülük temeli pekişiyor. 2025’te ABD’­de 15 milyon kişi aktif olarak “No Kings (Krala Ha­yır) sloganlı protestolara katıldı. 2026’­da orada örgütlü bir antifaşist kitle di­re­nişi gelişmektedir. Minneapolis’te, belirli ör­güt­len­me yapılarına kayıtlı olan 50 000 kadar in­san, faşist ICE1 birimlerine karşı örgütlendi. Onların faa­liyetlerini izleyip takip ettiler, sınır dışı edilecek işçiler ve aileleri için barikatlar ve koruma ey­lemleri düzenlediler, grev yaptılar. Aktivistlerin bir kısmı, ABD’de halkın sahip olduğu si­lah­lan­ma hakkını kullandı. ICE birlikleri, artık Minneapolis’ten çekilmek zorunda kaldı. Bu olay, ABD’­de faşizme geçiş sürecinde gözden kaçamayan bir hezimet niteliğindedir. Trump hala mev­ki­inde kalıyorsa da, kriz eğilimleri artıyor. ABD nüfusunun yüzde 80’inden fazlasının onun Grön­land’ı ilhak planlarını reddetmesi üzerine o konuda da geri adım atmak zorunda kaldı.

  2. Dünya çapında bir anti-emperyalist kitle hareketi milyonlarca insanı kapsıyor. Son üç yılda Gaz­ze’deki savaşa karşı dünya çapında yaklaşık 30 milyon insan gösterilere katıldı. Bu sayı, 1960’­larda on bir yıldan fazla süren Vietnam Savaşı karşıtı hareketteki sayıdan bile çok faz­la­dır. An­cak iş bununla da kalmıyor. Yer yer eski sömürgeciliği anımsatan tüm emperyalist sal­­­la­ra karşı kısmen uluslararası çapta koordine edilen, yüzbinlerce insanın katıldığı kit­le ha­re­ket­leri ortaya çıkıyor. Bu hareketler, ABD’nin Venezuela, Grönland veya İran’a yö­ne­lik sal­dı­rı­larına, Türkiye ve Suriye birliklerinin Rojava’daki Kürt özyönetimine yönelttiği sal­dı­rı­la­ra ve İran rejiminin onbinlerce insana yönelik acımasız katliamlarına karşı çıkmaktadır.

  3. Yıllar sonra ilk kez, işçi sınıfının uluslararası düzeyde koordine edilen mücadeleleri ve grev­le­ri ye­ni­den yaşanıyor. İşyerlerinde ve sendikalarda siyasallaşma gözlemleniyor. Birçok iş­çi, ben­zeri gö­rül­memiş fabrika kapatma ve toplu işten çıkarma dizisine karşı her bir işyeri ve çı­rak­lık yerini savunmak için, bir de baskı ve sö­mü­rünün yo­ğunlaştırılmasına karşı mü­ca­de­le ver­mek­te­dir. 6 Şubat 2026’­da, altı Akdeniz ülkesinin liman işçilerinin savaş hazırlıklarına ve si­lah na­kil­le­ri­ne kar­şı uluslararası düzeyde koordine ettiği grev, parlak bir örnek oldu. Al­man­ya’­da sen­di­ka ve işyeri toplantıları ve etkinlikleri kutuplaşmış bir or­tamda, işçi hareketini böl­mek ve sen­di­kaları parçalamak isteyen faşistlerin planlarına, savaş ekonomisine ve faşist iş­let­me yö­ne­tim­le­ri­ne karşı giderek daha fazla tavır alıyor. Konut yoksulluğu veya sağlık sistemi gi­bi sos­yal ko­nu­larda da büyük gösteriler veya sendikalar tarafından ver.di’nin yaptığı gibi militan grev­ler dü­zen­leniyor.

  4. Gençlik arasında artan ölçüde sosyalist gençlik hareketine açıklık görülmeye başlamasıyla bü­yük bir potansiyel ve dünya çapındaki sol eğilim ortaya çıkıyor. Gençler toplumsal alternatifler ara­yışı içinde ve sosyalizme olan ilgi ve açıklık önemli ölçüde artıyor. Gençlerin örgütlenme ve si­yasi faa­li­yete olan çekinceler de azalıyor. Buna, sosyalizmin gerçekte ne anlama geldiğine dair bi­linçlenme de eşlik etmektedir.

  5. Küçük-burjuva ara tabakalar da hareketlenmektedir. Siyasi sorunlar yelpazesinin tümünde, fa­şiz­me, savaşa, çevre tahribatına karşı, sosyal konularda ve demokratik hak ve özgürlükler mü­ca­de­lesinde ittifak kurma imkanları gelişiyor. ABD’de burjuva demokratik protesto hareketi, sa­nat­çı­lar, kamu çalışanları, yargı görevlileri ya da bilim adamlarından oluşan küçük burjuva ve bur­ju­va çevrelerine kadar uzanıyor. Çevre hareketi gerilediyse de, çevre politikasında acımasızca ge­ri adımlar atıldığında burjuva çevrelerinde bile öfkeye neden oluyor.

Bu gelişmeler şu gerçeği doğruluyor ki, insanlık emperyalist barbarlık altında mahvolmak is­te­myor. Ne var ki, bu hareketler ne kadar ileriye dönük olursa olsun, tüm anti-faşist ve devrimci güç­le­rin ger­çekten üstün bir güç oluşturması için aşılması gereken zorlukları da ortaya koyuyor. Top­lum­da­ki ka­fa karışıklığı henüz bu süreci engelliyor. MLPD’nin teorik organının başkanı Stefan En­gel’in Yıl­başı şenliğinde belirttiği gibi, 2026 yılı “kafa karışıklığının ortadan kalkması” yılı ol­ma­lı ve ola­caktır. Ortada olan görev, düşünce tarzı için verilen toplumsal mücadeleyi, marksist-le­ni­nist ay­dın­lat­ma çalışması olarak ve kitleleri etkileyecek şekilde yürütmektir. Bu mücadele aynı za­man­da opor­tünizm ve sekterlikle de mücadele etmek anlamına geliyor. Onların temsilcileri, mü­ca­de­leleri ya ka­pitalist sistemin sınırları içine kanalize ediyor ya da kitlelere önemsiz gözüyle bakıyor. Ay­rıca or­tada olan görev, ka­mu​oyu­nun manipülasyonundan etkilenen insanlara da onun yıkıcı et­ki­ler­le ba­şa çıkabilmeleri için yardım etmektir. Örgütlenmişlik seviyesi henüz yeterli değil. Tek tek gös­te­ri­ler­de ya da eylemlerde uygulanan eylem birliklerinden kalıcı örgütlenme biçimleriyle yeni bir ni­te­li­ğe sahip bir birleşik cepheye geçmek gerekiyor. Dünyanın devrimcileri, marksist-le­ni­nist­ler, bu ko­nuda kararlı bir şekilde çalışmalıdır: Partilerini önemli ölçüde güçlendirmeli; kitleleri ha­re­kete ge­çirme ve önderlik etmeyi öğrenmeli ve hayata geçirmek için çaba göstermeli; ve özellikle ger­çek sos­yalizme olan büyük ilgi konusunda olmak üzere kitlelerin bilinçlenmesini ilerletmelidir. Par­tiler​üs­tü özörgütlenmelerin, kitle hareketlerinin ve birleşik cephenin yeni örgütlenme bi­çim­le­ri­nin teşvik edil­mesi en büyük ilgiyi hak etmektedir.

Tüm bunlar, küçük-burjuva faşist düşünce tarzına karşı olduğu gibi, toplumdaki kutuplaşmış ideo­lo­jik mücadele çizgisinde cereyan ediyor. Egemenlerin anti-komünizmi yoğunlaşırken, kitleler ara­sındaki etkisi azalıyor. Bu süreçte MLPD’nin etkisi gözle görülür şekilde artıyor. Anti-ko­­niz­me şans verme! sloganlı hareket toplumsal önem kazanıyor. Bu hareket, geleceğe yönelik top­lum­sal alternatifin önünde bulunan ve her şeyden önce sıḳ sık duygular üzerinden etkili olan per­de­yi açı­yor. Ve bu süreç, eski sosyalist ülkelerde yapılan hatalar, hatta ara sıra meydana gelen ağır suç­lar ve çıkan sorunlar hakkında ciddi tartışmalar gerektiriyor. MLPD, sosyalizmi proleter düşünce tar­zı temelinde inşa etme anlayışıyla, sosyalizmin yeniden ihanete uğramasının, yeni bir bencil li­der kad­ro­su­nun bürokratizminin ortaya çıkmasının gelecekte nasıl önlenebileceği konusunda so­nuç­lar çı­kar­mış­tır. MLPD bu yaklaşımı yeni tip parti olarak daha bugün de hayata geçiriyor. Kitleler ara­sında an­la­yı­şı­nı özel­lik­le bir sosyalist gençlik hareketi oluşturmak amacıyla daha yoğun bir bi­çim­de yaygınlaştıracaktır.

Bu durumda, kalıcı olarak toplum değiştirici mücadele için devrimci işçi partisi MLPD ve gençlik örgütü REBELL saflarında örgütlenin!



  • Uluslararası işçi birliğiyle ileri, işçi atılımına doğru ileri!

  • Faşizme, savaşa ve çevre tahribatına karşı geniş cepheyi ilerletelim!

  • Anti-komünizme, faşizme, ırkçılığa, Yahudi düşmanlığına ve siyonizme şans verme!

  • Toplumu değiştirecek güç haline gelmek üzere partilerüstü özörgütlenmeleri ve kitle hareketlerini güç­lendirelim!

  • Yaşasın proleter enternasyonalizm! ICOR veya United Front (Birleşik Cephe) gibi uluslararası ya­pıları güçlendirelim!

  • Yıkılmak üzere olan2 emperyalist dünya sistemine karşı dünyanın birleşik sosyalist dev­let­le­ri­nin gelecek vaat eden perspektifini koyalım!

1“Immigration and Customs Enforcement” (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza)

2“Yıkılmak üzere” Münih’teki güvenlik konferansının resmi parolasıydı.